Sizi Kendine İlk Kuplede Aşık Edecek Oyun: TRANSISTOR

Bir ‘Battle Royale’ sevdasının başını alıp gittiği bugünlerde, sona kalma yarışından uzak bir oyun arayanlar sıkı durun. Çünkü bu yazımızda ilginizi çekebilecek bir yapıma yer verdik.  şirketi tarafından 2014 yılının ortalarında piyasaya sürülmüş olan Transistor, eminim ki sıra dışı hikayesi ve savaş mekanikleri ile size keyifli saatler yaşatacak. Özellikle de müzikleriyle damaklarda eşsiz bir tat bırakan oyun, zamanınızı ayırıp bir göz atmanızı kesinlikle hak ediyor.

Transistor’un hikayesi güzeller güzeli şarkıcı Red’in hikayesine odaklanıyor. Oyuna, karakterimizin dünyaları dize getirecek düzeyde berrak sesini kaybetmiş bir şekilde başlıyoruz. Red o güzel sesinden artık mahrum, konuşamıyor. Bununla birlikte oyunun hikayesini, yanında yer alan kılıcından öğreniyoruz. Oyuna adını veren Transistor, Red’in başına neler geldiğini ve neden terk edildiğini bize anlatıyor. Özetle de diyebiliriz ki, öykü detaylarına girip sürprizlerin tadını kaçırmak istemediğimden, Red kılıcı Transistor ile birlikte sesini kaybetmesine sebep olanların peşine düşüyor.

 

Red, Cloudbank’ın en güzel sesine sahip insanıydı, ta ki sesini kaybedene kadar...

 

Oyun ilerledikçe sizi daha çok saracak olan hikayenin, bu kadar etkili olmasındaki aslan pay ise müziklerde yatıyor. Dünyalarca ünlü bir şarkıcının hikayesine odaklanan bir yapımdan beklendiği üzere müzikler harika. Özellikle Red’in şarkı kayıtlarına rastladığınız anlarda, oyunu bırakıp müziğin tadını çıkarıyorsunuz. Ruhunuzun dinlendiği bu dakikalar için ise özellikle iki ismin altını çizmek gerekiyor. Red karakterini seslendiren Ashley Barrett harika bir iş çıkarmış. Oyundan sonra bulabildiğiniz her mecrada açıp açıp tekrardan şarkıları dinliyorsunuz. Bununla birlikte oyun içi müziklerden sorumlu olan Darren Korb da Transistor’ün bu kadar oyuncuyu hikayesine bağlayan bir yapım olmasının en büyük ismi. Darren Korb ve Ashley Barrett’ın ortaya koyduğu emek oyunun kalitesini üst düzeylere çıkarıyor.

Oyunun sahip olduğu dövüş mekanikleri diğer tüm rol yapma oyunlarından oldukça farklı. Bunun en önemli sebebi Red’in kullandığı kılıç Transistor’ün aslında bir kılıçtan fazlası olması. Kendisine basitçe bir bilgisayar diyebiliriz. Oyun ilerledikçe Transistor de sizinle birlikte tecrübe kazanıyor ve yeni fonksiyonlar öğreniyor. Bu fonksiyonları kullanarak dövüşlerde Red’in kullandığı yetenek sayısı da artıyor.

Karakterin dövüşlerde kullanabileceği yetenek kombinasyonlarının sayısı ise oldukça fazla. Oyunda var olan sistem sayesinde, her bir yeteneği tek başına aktif ya da pasif halde kullanabileceğiniz gibi, bir başka yeteneği güçlendirmek amacıyla da kullanabilirsiniz. Daha açık olmak gerekirse; patlamalı hasar veren yeteneğinizi aktif olarak da kullanabilirsiniz ya da düz vuruş yeteneğinize pasif olarak ekleyerek, yeteneğinizin ek hasar vermesini de sağlayabilirsiniz. Bu tür yetenek kombinasyonları ile değişiklikler yapmak mümkün. Üstelik sadece iki değil üç, dört yeteneği de kullanarak bu tür güçlendirmeler mümkün. Oyunda elde ettiğimiz her kabiliyet esasında Cloudbank’ta yaşamış bir karakteri temsil ediyor. Böylelikle oyun ilerleyip, tecrübe kazandıkça hikayenin geçmişiyle ile ilgili daha detaylı bilgiler elde ediniyorsunuz.

 

Oynanış çeşitliliğini sağlayan en önemli sebep ise var olan yetenek seti sistemi. Aktif olarak kullanabileceğiniz dört yetenek seçebilirken, sahip olduğunuz diğer kabiliyetler ile onları güçlendirebilirsiniz.

 

Transistor’ün oynanışından bahsetmişken, sahip olduğu dövüş mekaniği ile ilgili bir iki kelime etmek isterim. Red’in ortak akıl bilgisayar ‘The Process’e karşı yürüttüğü savaşta, hamlelerimizi yaparken zamanı anlığına durdurabiliyoruz. Böylelikle robotlara karşı savaşırken yeteneklerimizi en etkin şekilde kullanabiliyoruz. Bu dövüş sistemiyle birlikte yukarıda bahsettiğimiz yetenekleri kombine etme meselsi daha da önem kazanıyor. Aktif yeteneklerinizi seçerken ve pasiflerle güçlendirirken, kendi oyun stilinize en uygun yetenek setini yaratmaya çalışın.

Tüm bunlara ek olarak Transistor’ün cyberpunk bir dünya geçiyor olması ise oyunu güzel kılan diğer bir neden. Söz konusu dünyada yer alan karakter ve mekan tasarımlarını, hikayeyi yapbozun eksik parçası gibi tamamlıyorlar. Red yolda rastladığımız diğer tüm karakterlerin sahip olduğu görkemli hava, oynanışa büyük bir zevk katıyor. Özellikle Red tüm oyun dünyasının en güzel kadın karakterlerinden biri. Kızıl saçlarını savura savura Cloudbank’ı gezerken kendisine aşık olmamak elde değil.

Sonuç olarak oynanışı ve bilhassa hikayesi ile Transistor, keyifli saatler yaşatmak için sizi bekliyor. Kendine has görsel dili ile muhteşem bir dünyanın ev sahipliği yaptığı Red ve kılıcı Transistor’ün macerasını kesinlikle kaçırmayın. Muhteşem bir sesin eşlik ettiği müzikleriyle sizi büyülemeye hazır bu oyun, LafAlem onayını almıştır. Naçizane tavsiyemize uyup, Transistor macerasına dalan okurlarımıza keyifli oyunlar dilerim.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

div#stuning-header .dfd-stuning-header-bg-container {background-image: url(http://www.lafalem.com/blog/wp-content/uploads/2018/08/transistor.jpg);background-size: cover;background-position: center center;background-attachment: scroll;background-repeat: no-repeat;}#stuning-header div.page-title-inner {min-height: 550px;}