ROMA Işığında Bir İnsanlık Ayıbı: Corpus Christi Katliamı

Alfonso Cuaron imzalı Roma, gönüllere dokunan hikayesi ve etkileyici sahneleri ile uzun yıllardır denk gelmediğimiz bir baş yapıt. Yönetmenin yarı otobiyografik hikayesi, küçük bir çocukken tanık olup anlam veremediği bir takım olayları konu ediniyor. Gündelik hayatın içinden, basit bir öyküyü ele alıp izleyici duygusal olarak ezip geçen Roma tek kelimeyle olağanüstü bir film.

Roma’da işlenen hikayenin, seyirciyi büyüsü altına almasındaki en büyük sebep ise dönemin Meksikası. Fakir ama gelişmekte olan ülkenin durumu sokaklara dolayısıyla beyaz perdeye yansımış. Meksika’nın siyasal ve sosyal olarak çalkantılı bir dönemden geçiyor olması, benzer durumdaki ev halkını da daha iyi anlamamızı sağlıyor. Dahası filmin kırılma anını da bir toplumsal olay oluşturuyor. Filmde bir beşik alışverişiyle başlayıp, gözyaşlarımıza hakim olamadığımız hastane sahnesiyle son bulan kesitte tanık olduğumuz, tarihin en acı olaylarından Corpus Christi Katliamı’nı öncesi ve sonrasıyla kaleme aldık.

Roma’da anlatılan dönem Meksikasında hükumet, halkın bir bölümü tarafından tasvip edilmiyordu. 1960’ların ikinci döneminde Amerika Birleşik Devletlerinde başlayıp, tüm dünyayı etkisi altına alan gençlik hareketi Orta Amerika ülkesini de sarmıştı. 1929 ile 2000 yılları arasında Meksikayı yöneten tek parti olan ‘Geleneksel Devrim Partisi’ne (PRI) karşı gençler, bir takım sivil haklar, sosyal eşitsizlik ve yolsuzluk gibi konulardan devleti protesto ediyordu. O zamanlar politik himayeler, baskı ve seçim sahtekarlıklarıyla iktidarda kaldığı tartışılan PRI ise bu eylemlere sessiz kalmadı. Böylelikle de 60’lı yılların sonunda Meksika’da hükumet ile genelini öğrencilerin oluşturduğu isyancılar arasında ‘Kirli Savaş’ olarak adlandırılan bir savaş başladı.

 

 

1968 yılında Meksika’daki en büyük gündem Olimpiyatlardı. Roma’da da sokaklardan çocukların odasına, bayraklar ve afişlerle etkisini çokça gördüğümüz Yaz Olimpiyatları, dünyada ilk kez gelişmiş bir ülkenin ev sahipliğinde yaşanacaktı. Halkı heyecanlandıran bu olay beraberinde tepkileri getirmişti. Zira başını öğrencilerin çektiği bir grup protestocu, Mexico City Belediye Başkanını yolsuzlukla suçluyordu. Ayrıca şehrin ücra ve fakir kesimlerinde mevcut altyapı sorunları ve yüksek suç oranı da eylemlerin diğer bir maddesiydi. Bu tür problemler ile çalkalanan kentin olimpiyatlara ev sahipliği yapması da tepki çekiyordu.

Bu sebeple eylemciler, yarışmalardan on gün önce büyük bir protesto organize ettiler. 2 Ekim 1968 tarihinde, şehrin Tlatclolco Bölgesinde yer alan Üç Kültür Meydanında protestocular toplandı. Ancak hükumet de kendisine karşı gelen bu gruba tepkisiz kalmadı. İlk olarak günün sabahında meydanı gören çatılardaki yerini almış olan keskin nişancılar, meydanda toplanmış olan eylemcilere ateş etti. Ardından da kaos ile kaçışmaya başlayan protestoculara , Üç Kültür Meydanını çevreleyen polisler, sert müdahalede bulundu. Günün sonunda devlet raporlarına göre bir kaç, olay yeri tanıklarına göre yüze yakın genç hayatını kaybetti. Yaşananlar ise tarihte Tlatclolco Katliamı olarak yerini aldı.

Tlatclolco Katliamı sonrasında Meksika’da sorunlar devam etmekle beraber eylemciler büyük çaplı eylemlerden kaçınır. Ancak 1971 yılındaki başkanlık seçimlerinin yaklaşmasıyla beraber ülkedeki gerilim tekrardan tırmanmaya başlar. Özellikle de üniversite kampüslerinde eylemciler, iktidardaki PRI ile parti lideri ve başkan adayı Luis Echeverria Alvarez’e karşı örgütlenir. PRI ise seçimler öncesi posterler, afişler, baskılı t-shirtler ve bando takımları ile büyük bir kampanya yürütmektedir.

 

 

Bu kampanyanın yanı sıra hükumetin eylemciler özelinde çalışmaları da devam etmektedir. Çoğunluğunu ülkenin kıyasen fakir bölgelerinden gençlerin oluşturduğu bir grup, Meksika Gizli Askeri Gücü tarafından eğitilir. Los Halcones ya da Türkçe çevirisiyle Şahinler olarak adlandırılan bu gruba Cuaron’un filminde, Cleo’nun sevgilisi Fermin ile birlikte tanık oluyoruz. Roma’da da gördüğümüz üzere Los Halcones, PRI liderinin adının baş harflerini taşıyan tepe yamaçlarında ve futbol sahalarında büyük kitleler halinde, Amerikan eğitmenler eşliğinde yakın dövüş eğitimi alır. Hükumetin nihai amacı, bu grubu kullanarak yolsuzluk ve eşitsizliği protesto amacı ile sokaklara dökülen gençleri bastırmak ve gençleri kontrol altına almaktı.

10 Haziran 1971’de ise Holcones baş rolünde PRI döneminin en kanlı günü gerçekleşti. Tarihe Corpus Christi Katliamı olarak geçen günde, çoğunluğunu öğrencileri oluşturduğu büyük bir grup, Mexico City sokaklarında yürüyüşe başlar. Eylemin ilerleyen saatlerinde ise şehre askeri araçlar ile gelen Los Halcones, protestoculara bambu sopalar ve bıçaklar ile saldırır. Roma’da da hikayenin kırılma anını oluşturan bu olay sonucu raporlara göre 120 öğrenci hayatını kaybeder. Çoğu protestocu da yaralanırken bazı hastanelerde asker ve polis, Halcones üyelerinin yaralı yatan eylemcileri katletmesine de göz yumar. Meksika tarihinin kara günü olarak kayıtlara geçen Corpus Christi Katliamı ile beraber PRI 29 sene daha iktidarda kalmayı sürdürür.

2000 yılı seçimlerinde 71 yıl sonra ilk kez PRI seçimleri kaybeder. Seçimle kamuflaj edilmesinden dolayı Meksikalı yazar Mario Vargas Llosa’nın muhteşem diktatörlük olarak adlandırdığı dönemin, bir numaralı ismi Luis Echeverria Alvarez ise 2006’da, dokunulmazlığı kalktıktan üç yıl sonra tutuklanır. Ancak Meksika Mahkemesi tarafından, yeterli kanıt bulunamadığından Tlatclolco ve Corpus Christ Katliamları ile ilişkisi olmadığına karar verilir.

 

Roma’nın, Meksika ulusunun bu acı dolu tarihini barındırması filmi oldukça değerli kılıyor. Evdeki dram ile birlikte sokaklara hakim olan gerilim, seyirciyi kendine bağlıyor. Baş karakterlerimiz Cleo ve Sofia’nın çöküş yaşadığı kesitte bir de Corpus Christ Katliamına tanık olmak filmin tüm havasını etkiliyor. Bir toplumun gençlerinin öldürülmesi, umudunun katledilmesi, ölü doğan bir bebek misali izleyici yaralıyor. Filmde kahramanlarımızın yanı sıra tanımadığımız, adlarını bilmediğimiz, bundan yaklaşık elli yıl öncesinde yaşamış insanlara üzülüyoruz. Dahası tüm bunların neden yaşandığını, bu katliamın sebebini anlamaya çalışıyoruz. Alfonso Cuaron’un filmi bu yüzden harika bir yapım. Hissettirdikleri kadar izleyiciyi düşünmeye, sorgulatmaya itmesi Roma’yı olağanüstü kılıyor.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

div#stuning-header .dfd-stuning-header-bg-container {background-image: url(http://www.lafalem.com/blog/wp-content/uploads/2019/02/ROMA.jpg);background-size: cover;background-position: center bottom;background-attachment: scroll;background-repeat: no-repeat;}#stuning-header div.page-title-inner {min-height: 550px;}