PAZAR SİNEMA KULÜBÜ #17

Pazar Sinema Kulübü, televizyonların salonlarımızı işgal etmeye başladığı yıllarda haftasonlarının baş tacı programlarındandı. Birçok yıldız ismin rol aldığı yapımlar ile Pazar Sineması efsanesi sayesinde tanıştık. Ülkemize dünya sinemasını sevdiren film serisi LafAlem ile geri dönüyor. Yıllanmış ama yıllandıkça da seyir keyfi artmış filmleri her Pazar sizlerle buluşturuyoruz.

 

GANGS OF NEW YORK

Türkiye’de yüz kişiye sorulduğunda 13’ü tarafından favori ay seçilen Kasım’ın, ilk Pazar Sinema Kulübü yazısı ile tekrardan karşınızdayız. Pazarınıza keyif katmak için çıktığımız bu yolda bugüne kadar birçok filmi tanıdık, birçok filmi izledik. Dünyanın dört bir yanından yapımları konuştuğumuz yazı dizisinde bu sefer konu edindiğimiz film ise usta yönetmen Martin Scorsese imzalı ‘Gangs of New York’. Scorsese denince akla gelen ilk isim olan Leonardo DiCaprio ile birlikte Daniel Day-Lewis’in baş rollerini paylaştığı bu yapım, LafAlem’in siz okuyucularına bu haftaki tavsiyesidir.

 

 

19. yüzyılın ortalarında Amerika iç savaş ile sarsılmaktadır. Washington ve Konfederasyon arasında süren savaşta, New York eyaleti de güney eyaletleriyle mücadele eden başlıca şehirdir. Tüm kentte savaşın etkileri sürerken ‘New York Çeteleri’ şehrin özel bir noktasındaki hikayeye odaklanıyor. ‘Five Points’ olarak adlandırılan beş sokak, New York’ta kanunların işlemediği bölgesidir. Hırsızların sokaklarda cirit attığı bölgede fuhuş, kumar, yağma akla gelebilecek her türden suç günlük yaşamın parçasıdır. Tüm bu suçluların, beş sokağın biat ettiği tek isim ise Bill ‘The Butcher’ Cutting’dir.

 

Bill Cutting, babasını Bağımsızlık Savaşı’nda kaybetmiş, eksiksiz bir vatanseverdir. Amerika’nın gerçek sahibinin Amerika’da doğmuş beyazlar olduğunu savunmakta ve özellikle göçmenlerden nefret etmektedir. O yıllarda İrlanda Bunalımı yaşanıyor ve adadan birçok İrlandalı, Amerikan Rüyasını yaşamak üzere Five Points Limanına adım atıyor. Bill Cutting ise, her hafta binler halinde göçmenin New York’a gelmesinden nefret etmektedir. Babasının can vererek özgür kıldığı ülkede kendisinin de kan akıtarak hakim olduğu bölgeye, medeniyet yoksunu İrlandalıların hakim olmasını engellemek için her şeyi yapmaya hazırdır. Gerekirse yıllar önce yaptığı gibi bıçakları eline alıp yeniden meydana inecektir.

 

 

Tabii hikayenin diğer yüzünde ise göçmen İrlandalılar yer almaktadır. Vatanlarından kopup ekmek umuduyla geldikleri Amerika’ya adım basar basmaz vatandaşlık hakkını kazanan adalılar, bunun karşılığında Amerikan Ordusunda silah altına girer. Ailelerinden koparılan İrlandalılar, deneyimsiz bir şekilde yabancı topraklarda savaşmaktan dolayı genellikle tabutuyla yeni evlerine geri dönmektedir. Hal böyleyken İrlandalılar kurbanlık koyun misali savaşa gönderilmekten epey bir usanmıştır. Ayrıca kalanlar, vatanperver Amerikalılardan ikinci sınıf insan muamelesi görmekten de bıkmıştır. Sonuç olarak iki grup da birbirine karşı çoktan bıçak bilemeye başlamıştır.

 

Gangs of New York, tüm bu curcunanın ortasında Amsterdam Vallon hikayesini anlatıyor. Amsterdam, bir İrlandalı olmasına rağmen, zekası ve cesareti ile Bill Cutting’in saygısını kazanmıştır. Butcher himayesi altına aldığı genç Vallon’a, o hiç sahip olamadığı oğlu gibi davranmaya başlar. Tüm karmaşasına rağmen Five Points’i nasıl ustalıkla yönettiğini anlatır. Filmin en dikkat çekici yanının da Five Points olduğunu belirtmek gerekir. Martin Scorsese, karakterlerin kılık kıyafetinden tüm şehrin dekoruna harika bir görsel şölen sunmuş. Dönem olarak benzerlerinden oldukça farklı temaya sahip Gangs of New York’da zaman zaman filmden kopup detayları izlerken buluyorsunuz kendinizi. Beş sokak da şanlarının hakkını veren bir figurasyona sahip. Film çekilirken koca bir şehir yaratılmış ve şehir devamlı canlı. Bu karnaval havası, filmin her anına sinmiş ve bu durum yapımın seyir zevkini had safhaya çıkarmış.

 

Film görselliğinin yanı sıra oyuncu kadrosuyla da ön plana çıkıyor. Tabii bu isimlerin en başında Scorsese diyince akla gelen ilk isim olan Leonardo DiCaprio geliyor. İkilinin ilişkisinin başladığı film olan Gangs of New York’da, Leonardo’nun başarılı bir iş çıkardığını söylemek yanlış olmaz. Amsterdam rolünü benimsemiş ve izleyiciye harika yansıtıyor. Ayrıca filmde ona eşlik eden Cameron Diaz ile harika bir ikili oluşturuyorlar. Fakat Gangs of New York kesinlikle bir Daniel Day-Lewis filmi. Usta aktör Butcher rolünde adeta döktürmüş. Duruşu, bakışı, gülümsemesiyle bile beyaz perdeye şahsına has bir karakter yansıtmış. Konuşurken Bill Cutting ne kadar nüfuzlu olduğunu iliklerinizde hissediyorsunuz. Her ne kadar Amsterdam Vallon’ın hikayesi anlatılıyor olsa da Day-Lewis egemenliğini ilan etmiş ve hayır bu Bill Cutting’in hikayesi diye bağırıyor. Oyuncunun bu performansı bile yapımın seyredilmesine değer.

 

Martin Scorsese’nin yönetmenliğinde New York’un gençliğine tanık olduğumuz ‘Gangs of New York’ bu haftanın Pazar Sinema Kulübü üyesi olarak karşınıza çıkan yapım. Özellikle dönem dekoru ve tabii Daniel Day-Lewis ile taçlanan bu filmi izlemenizi kesin bir dille tavsiye etmekteyiz. Daha önceleri de buralara tavsiyeler bıraktık, isterseniz onlara da bir göz atabilirsiniz. Bu haftanın da sonuna geldik, iyi pazarlar dahası mutlu haftalar dileriz. Bir sonraki pazar görüşmek dileğiyle.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

div#stuning-header .dfd-stuning-header-bg-container {background-image: url(http://www.lafalem.com/blog/wp-content/uploads/2018/11/PSK173.jpg);background-size: cover;background-position: center center;background-attachment: scroll;background-repeat: no-repeat;}#stuning-header div.page-title-inner {min-height: 550px;}