PAZAR SİNEMA KULÜBÜ #16

Pazar Sinema Kulübü, televizyonların salonlarımızı işgal etmeye başladığı yıllarda haftasonlarının baş tacı programlarındandı. Birçok yıldız ismin rol aldığı yapımlar ile Pazar Sineması efsanesi sayesinde tanıştık. Ülkemize dünya sinemasını sevdiren film serisi LafAlem ile geri dönüyor. Yıllanmış ama yıllandıkça da seyir keyfi artmış filmleri her Pazar sizlerle buluşturuyoruz.

HELLBOY

Soğuk bir haftanın ardından pastırma yazı yaşayan bir pazar misali, gönülleri ısıtan filmleriyle sizlerle buluşan Pazar Sinema Kulübü yeniden karşınızda. Bir haftalık ‘Daredevil’ molası ardından LafAlem okuyucuları ile tekrardan buluşmanın mutluluğu içerisindeyiz. Bu yazı dizimizin on altıncı filminde özel bir yapıma yer vermek istedik. Meksikalı yönetmen Guillermo del Toro’nun yazıp yönettiği, bir başka şeytanın çocuğunun hikayesi Hellboy bu haftaki film tavsiyemiz.

 

 

Filmin hikayesinden az çok bahsedecek olursak; II. Dünya Savaşı’na katılan Amerika Birleşik Devletleri, baş düşmanları Nazilere karşı her kulvarda mücadeleye girişir. Dönemin başkanı Franklin Roosevelt’in isteğiyle, Trevor Bruttenholm liderliğinde kurulan Bureau Paranormal Olayları Araştırma ve Koruma Dairesi de bu mücadelede yer alan departmanlardan biridir. 1944 yılında İskoçya kıyılarında faaliyet gösteren Nazilere karşı saldırıya geçen ekip, Grigori Rasputin ile çalışan Almanları durdurmayı başarır. Fakat bu çatışmanın ardından beklenmeyen bir misafir ile karşılaşırlar. Kırmızı renk teni, taştan sağ eli, boynuzları ve kuyruğuyla bu dünyadan olmadığı her halinden belli ‘Hellboy’ askerlerin ilgisini çeker.

 

Trevor Bruttenholm, bu küçük şeytanı evlat edinip büyütmeye başlar. Bir insana göre daha dayanıklı vücuda sahip olan Hellboy, babası gibi Paranormal Departmanında çalışıp, canavarlar ile savaşmaya başlar. Karşısına çıkan son tehlike ise altmış yıl önce yok ettiklerini düşündükleri bir tehlikedir. Rasputin, yarım kalan işini bitirmek üzere dünyaya geri dönmüştür. Hellboy bir yandan halktan gizli kalmayı sürdürürken, diğer yandan Rasputin ve tayfasını durdurmanın yolunu arayacak.

 

Hikayesiyle klasik bir süper kahraman filmi izlenimi veren Hellboy’da en öne çıkan detay ise karakterizasyon ve oyuncu seçimindeki başarı. Her şeyden önce Ron Perlmen, baş rolde çok başarılı bir iş ortaya koymuş. Hellboy, her ne kadar fiziken altmış yaşında olsa da, mental olarak daha yavaş büyüyen bir karakter. Kısaca iki metrelik bir kas yığınının içinde yaşayan bir ergen olarak da özetleyebiliriz. Ron Perlman’ın söz konusu yaşlara özgü tüm o gel-gitleri, tripleri harika oynamış. Onun bu halleri, özellikle tansiyonun düştüğü, aksiyonun durulduğu sekanslarda Hellboy’u keyifli bir yapım haline getiriyor.

 

 

Bunun yanında diğer oyuncular arasında Ron Perlman’ın performansına yakın bir isim bulmak zor. Yine de Amerikalı oyuncunun çıtayı üst noktaya koyduğunun altını çizmek gerek. Hali hazırda var olan kurgusal bir karakterle özdeşlemek ve özellikle o karakterin hayranları tarafından bağırlara basılmak oyuncular için zor bir meseledir. Perlman bu roldeki başarısıyla, on beş sene geçmesine ve ilerleyen yaşına rağmen 2019 yılında çıkacak yeni Hellboy filmi için baş role en büyük adaydı. Tabii en nihayetinde rol Stranger Things’in babacan şefi David Harbour’ kaldı orası ayrı konu, bu denli konuşulması bile karakter ile ne kadar özdeşleştiğinin göstergesidir.

 

Hellboy’dan bu kadar konuşmuşken departmanın diğer kurgu karakteri Abe Sapien’den bahsetmemek haksızlık olur. Kendisi bana hep Aleksandr Belyaev’in kitabı Su Adamı’nda yer alan Ithiandr’ı anımsatmıştır. Dikkatli izleyiciler bu beyninin ön lobu aşırı gelmiş yarı insan yarı balık canlıyı, Guillermo de Toro’nun bu sene çıkan ve akademi ödüllerini toplayan filmi ‘The Shape of Water’dan da anımsayacaktır. Meksikalı yönetmenin favori oyuncularından Doug Jones’un canlandırdığı Abe Sapien, filmde yer aldığı az süreye rağmen en dikkat çekici karakter olmayı başarmış. Aslında burada yönetmene hakkını sunmak gerekiyor. Del Toro, filmlerinde yer alan kurgusal karakterleri gerçek hayatın bir parçası gibi sunmayı başaran bir isim. İnce ince işlediği detaylarla, söz konusu kurgusal karakterlerin izleyici tarafından benimsenmesine ön ayak oluyor. Anlattığı hikayelerin bu denli başarılı olmasının en büyük nedeni, kurgu ya da gerçek, yer alan tüm karakterleri öyküye güzel yerleştirmesi. Her bir rolün görevini ve tanım sınırlarını başarıyla çizmiş ve bunu izleyiciye net aktarmış. Hellboy ise kendisinin bu anlamda en başarılı işlerinden biri olarak göze çarpıyor.

 

Tüm bunların ışığında diyebiliriz ki, Ron Perlman gözleri kamaştırdığı Hellboy, Pazar Sinema Kulübü’nün 16. yapımı olarak siz LafAlem okuyucularına kesin önerimiz. Hazır seneye yepyeni bir kadroyla yepyeni bir seri olarak çıkacak karakterin, Guillermo del Toro imzalı 2004 yapımı ilk filmini izlemenizi tavsiye ederiz. Eğer filmi izleyip, kırmızı şeytana doymazsanız aynı kadronun devam filmi Hellboy II: Altın Ordu bunun için biçilmiş kaftan sizleri bekliyor. Biz her pazar yeni film önerileriyle sizlerin karşınızda olmaya devam edeceğiz. Bu arada sakın Hellboy boynuzlarına baktığınızı görmesin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

div#stuning-header .dfd-stuning-header-bg-container {background-image: url(http://www.lafalem.com/blog/wp-content/uploads/2018/10/PSK161.jpg);background-size: cover;background-position: center center;background-attachment: scroll;background-repeat: no-repeat;}#stuning-header div.page-title-inner {min-height: 550px;}