Mısır Yasası Sonrası Sinema Salonlarında Bizi Ne Bekliyor?

2018’in son günlerinde Türk sinemaseverleri yakından ilgilendiren bir tartışma patlak vermişti. Türk yapımcılar ile Mars Sinema Group arasında promosyonlu bilet satışı etrafında başlayan anlaşmazlıklar, zamanla tırmanmıştı. Ülkemizde gişenin öne çıkan isimlerinden Yılmaz Erdoğan, 1 Ocak’ta çıkması planlanan filmi ‘Organize İşler – Sazan Sarmalı’nın gösterim tarihini ertelemiş, Cem Yılmaz ve Şahan Gökbakar ise sosyal medya hesaplarından tepkilerini göstermişti. Medyada ‘Yapımcı – Mısır Savaşı’ olarak anılan bu tartışma, hükümetin sinema teklifinin TBMM tarafından kabul görüp yasallaşmasıyla son buldu. Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun başlığıyla, Türk sinemasında bir dizi değişikliği amaçlayan yasayı LafAlem olarak gözden geçirdik. Bakalım son değişiklikler ile birlikte bizi nasıl bir sinema salonu bekliyor.

 

Yeni kanunun en dikkat çeken maddesi, doğal olarak, promosyonlu bilet satışına yapılan düzenlemeleri içeriyordu. Tartışmaları alevlendiren bu başlıca anlaşmazlığın, yapımcıların lehine çözüm bulduğunu söyleyebiliriz. Yasayla beraber sinema gişelerinde görmeye alıştığımız; ilk seans, öğrenci ya da halk günü gibi indirimler ile meslek gruplarına ve belirli yaşın üzerindeki kişilere dair indirimler, işletmeciler ile filmin yapımcısı ve dağıtımcısı arasında yapılacak sözleşmelerle belirlenebilecek. Ayrıca sinema salon işletmecileri artık sinema biletinin yanında ikinci bir ürünün satışını da yapamayacak. Kısacası o çok tartışılan mısır ile bilet ikililiği son buluyor.

Bu maddeyle de en çok kârlı çıkan şüphesiz yapımcılar oldu. Yıllardır bilet fiyatlarının tırmanmasına rağmen yeterli payı almadıklarını savunuyorlardı. Ayrıca promosyonla sunulan biletlerin pahalı olmasının, seyirciyi salonlardan uzaklaştırdığını savunuyorlardı. Gelen düzenlemeyle yapımcılar tatmin olmuş gözüküyor. Artık bilet satışlarını arzuladıkları gibi takip edebilecek, kampanyalı bilet satışlarında söz sahibi olacaklar. İşin bizi yani izleyicileri ilgilendiren kısmında ise açıkçası ben oldukça karamsarım. Yapımcıların artan kârının ardından şüphesiz biletlerde bir artış yaşanacaktır. Düzenlemeden zararlı çıkan yine seyirci olacak.

 

Ne yazık ki yukarıdaki madde, zam beklentimizin tek sebep değil. Zira sinema salonu sahipleri, bilet ve büfenin yanı sıra reklam gelirlerinden kesik yiyecekmiş gibi duruyor. Zaman zaman yirmi hatta yirmi beş dakikayı bulan film öncesi reklam sürelerinden çoğu kez biz de şikayetçi oluyoruz. Özellikle devamlı gittiğiniz bir salonda tekrar tekrar aynı reklamları seyretmek oldukça sıkıcı. Yeni yasayla hükümet, bu duruma da bir çeki düzen getirdi.

Kanuna göre artık sinema filmi öncesinde gösterilen reklamların süresi en fazla on dakika olacak. Buna ek olarak fragman gösterim süresi ise en az üç, en fazla beş dakika ile sınırlı kalacak. Ayrıca kamu spotları ve sosyal sorumluluk projelerine ait gösterimler, bu sürelere dahil edilemeyecek. Yine yapımların seyir zevkine en büyük düşman olan gösterim araları da on beş dakikayı aşamayacak. Tüm bu sürelerin ışığında salonların reklam gelirlerinde bir düşüş bekleniyor. Özellikle de reklamların dakika başı fiyatlandırılmasında bir artışa gidilmezse, salonlar bu durumdan etkilenecektir. Bu durumda da izleyicinin cebinin etkileneceğini beklemek hata olmaz.

 

Fakat tüm bu ‘mısır’ koşuşturması sonucunda, 2019 Türkiye sinemasının en büyük tehlikesi hala karşımızda duruyor. 7 Kasım 2018 tarihinde TBMM’de Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda kabul edilen ‘Sağlıkla İlgili Bazı Kanun ve KHK’lerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne göre artık sinema salonlarında tütün ürünlerinin gösterimine izin verilmeyecek. Sağlık tasarısının ilgili bölümüne göre sinemada gösterilen filmlerde sigaralı sahneler ya makaslanacak ya da televizyonlarda görmeye alıştığımız üzere buzlanacak. Yani çocukları ve gençleri koruma iç güdüsü taşısa da bu tasarıyla yapımlara sansür uygulanacak. İyi bir niyetle başlıyor olsa da, yolu açılan sansürün gelecekte nelere gebe olabileceğini düşününce endişelenmemek elde değil.

Sonuçta sansür, beyaz perdedeki sigara ve diğer tütün ürünlerinden, belirli bir kesimi korumanın tek yolu değil. Ülkemiz salonlarında on yılı aşkın süredir yaş sınırlaması mevcut. Gerçek bir koruma sağlanmak isteniyorsa öncelik toplumun bu konuda bilinçlenmesini sağlamak olmalı. Üstelik sınırlanmanın salonlarda daha sıkı denetlenmesini sağlamalılar. Düşüncenin ürünü olan bir yapımı sansür ile lekelemek asla bir çözüm olamaz.

 

Tüm bu ‘Yapımcı – Mısır Savaşı’ özetinde, bu gidişle 2019 Türk sinemasının kaybedeni seyirci olacak. Yapımcılar istediğini alırken, azalan reklam sürelerini de düşününce bilet fiyatlarının artması kaçınılmaz son. Sinemayı kurtaracak tasarının sadece para odaklı olması, dahası bağımsız yapımlardan çok belli başlı isimlerin kaygıları güdülerek hazırlanması oldukça can sıkıcı. Ayrıca ufukta filmler için koca bir sansür tehlikesi de var. Kısacası 2019, sinema seyircisi açısından pek de aydınlık gözükmüyor.

 

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

div#stuning-header .dfd-stuning-header-bg-container {background-image: url(http://www.lafalem.com/blog/wp-content/uploads/2018/07/yazı-banner-bos.jpg);background-size: cover;background-position: center center;background-attachment: scroll;background-repeat: no-repeat;}#stuning-header div.page-title-inner {min-height: 550px;}