16 OCAK GECESİ: BU SİZİN DURUŞMANIZ!

Seyirci veya okuyucu olarak kararı sizin verdiğiniz bir duruşmada olmak ister miydiniz? O zaman 16 Ocak Gecesi tam size göre. Tek bir gecede okuyabileceğiniz bu tiyatro kitabı ile siz jüri üyesi olarak duruşmanın bir parçasısınız. Tiyatro kitabı deyince hemen içiniz bayıldı ise ön yargılı olmayın derim. Zira ben edebiyat piri bir insan değilim, fakat 16 Ocak Gecesi ‘gerçekten’ içinde yaşadığım bir kitap oldu.

Ayn Rand’ın 1936’da yazmış olduğu bu oyun, aslında kendisinin yayımlanmış ikinci eseri. ‘16 Ocak Gecesi’ ise oyuna yapımcılar tarafından konmuş bir isim. Oyunun Ayn Rand tarafından konulan asıl adı ise Penthouse Legend idi. Dahası Ayn Rand aslında 16 Ocak Gecesi’ni içi boş ve anlamsız bir isim olarak görmüştü. Fakat çok da önemsemediği bir detay olması ve de oyunun bu isimle popülerleşmesi nedeniyle oyunun adı bu şekilde kaldı. (Rand, 1968:6)

Çok fazla içeriğe girmeden konusu hakkında kısa bir bilgi vermek gerekirse, oyun bir mahkeme salonunda geçiyor. Björn Faulkner adlı iş adamının ölümüyle ilgili bir dava gerçekleşiyor. Sekreteri ve sevgilisi olan Karen Andre ise karakterimizin cinayetiyle suçlanıyor. Daha fazla ayrıntı verip, tatları kaçırmak istemem. Çünkü kitabın kurgusu çok başarılı, daha fazla detay verirsem kurgu ziyan olur diye korkuyorum. Rand, okuyucunun merak duygusunu sürekli canlı tutmayı başarıyor ve sayfalar su gibi akıp gidiyor.

Ayn Rand, Bjorn Faulkner’ı yazarken ‘’Kibrit Kralı’’ olarak bilinen Ivan Kreuger’den ve onun çöküşünden esinlendiğini belirtiyor. 1932’de devasa şirketlerinin ve sermayesinin çökmesiyle Ivan Kreuger intihar ediyor ve ardından pek çok yolsuzluğu da ortaya çıkıyor. Ayn Rand insanların bu çöküşe ve intihara verdiği tepkiyi şu şekilde açıklıyor:

‘‘Üzerinde durulan ne şüpheli yöntemlerdi, ne merhametsizliği ne de ahlaksızlığı… Kötülenen sadece başarma ve elde etme hırsıydı.’’ (Rand, 1968:3)

Oyun da ahlak üzerine değil fakat Ayn Rand’ın ‘yaşama duyusu’ dediği şey üzerine kurulu. Jüri, ahlakı değil bu yaşama duyusunu yargılıyor. Oyunun içinden bir sözle bu yargılamayı daha iyi ifade etmek istiyorum:

‘‘KAREN: Björn hiçbir şeyi doğru veya yanlış diye ayırt etmezdi. Onun için sadece yapabilecekleri ve yapamayacakları diye bir ayrım vardı. Hep de yaptı.’’ (16 Ocak Gecesi, Ayn Rand, s.98)

Sonucunda jüri olarak ben kendi yargılamamı yaptım ve Karen Andre’yi bu davada suçsuz buldum. Bu arada belirteyim, verilen karara göre değişen iki farklı kısa son var. 16 Ocak Gecesi bu yönüyle, şu sıralar pek popüler olan ‘Black Mirror: Bandersnatch’ı akla getiriyor.

Son olarak daha kısa bir bilgi edinmek isteyenler için bu oyunu niye beğendiğimi ve tavsiye ettiğimi belirteyim:

  • Kitap 100 sayfalık ve tam tadında. Siz de zamanınıza çok değer veriyorsanız tam bir performans/zaman ürünü.
  • Kurgudaki sürprizler ve genel olarak kurgu çok keyifli.
  • Ayn Rand tarafından yazılmış olması başlı başına bir okuma sebebiydi benim için.

 

Kısacası yukarıda saydığım nedenlerden ötürü 16 Ocak Gecesi’ni okumalısınız. Peki, Serdar Erener’in sevdiğim bir deyişiyle, bu kitap kime satar? Ayn Rand ve felsefesi objektivizmle ilgileniyorsanız, size satar. Tiyatroya ilgi duyan birine satar. ‘‘Kendine has eşsiz özellikleri olan bir kitap okumak istiyorum.’’ diyene satar. Ivan Kreuger’la ilgileniyorsanız size kesin satar. Yolculuğa çıkacaksanız ve bu süre içinde bir kitap okumak istiyorsanız size de satar. İyi okumalar.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

div#stuning-header .dfd-stuning-header-bg-container {background-image: url(http://www.lafalem.com/blog/wp-content/uploads/2019/02/fall.png);background-size: cover;background-position: center center;background-attachment: scroll;background-repeat: no-repeat;}#stuning-header div.page-title-inner {min-height: 550px;}